Misafirliktesiniz. Eşin herkesle ilgileniyor. Birinin çayını dolduruyor, diğerinin anlattığını sabırla dinliyor. Çocuklardan biri bir şey döküyor, gülümseyip “Olur böyle şeyler” diyor.
Sen de bakıyorsun.
Çünkü aynı şey evde olduğunda o kadar kolay geçilmiyor. Dökülen su mesele oluyor. Çocuğun sesi fazla geliyor. Sen bir şey anlatmaya başladığında yüzündeki ifade değişiyor.
Sonra biri sana dönüp söylüyor:
“Eşin de ne kadar anlayışlı.”
Ne diyeceğini bilemiyorsun. Gülümsüyorsun belki. Eve dönerken de aklında aynı soru:
“Başkalarına böyle davranabiliyorsa bize neden davranmıyor?”
Bir süre sonra kendinden şüphe ediyorsun
Böyle bir ilişkide insan yalnızca eşinin davranışlarıyla uğraşmıyor. Bir de dışarıda görülen insanla evde yaşadığı insan arasındaki farkı anlamaya çalışıyor.
“Acaba ben mi fazla üstüne gidiyorum?”
“Belki gerçekten çok söyleniyorum.”
“Çocuklarla yoruluyor, ondan mı?”
İlişkide kendi payını düşünmek kıymetli. Ama her kırıldığında dönüp yalnızca kendindeki kusuru arıyorsan, bir süre sonra karşındakinin yaptıkları konuşulamaz hâle geliyor.
O bağırıyor, sen sesini neden yükselttiğini anlamaya çalışıyorsun. O küçümsüyor, sen yanlış zamanda mı konuştuğunu düşünüyorsun. O seni dinlemiyor, sen daha düzgün anlatmanın yolunu arıyorsun.
Böyle böyle, sana nasıl davranıldığı meselesi kayboluyor. Geriye senin kendini nasıl düzelteceğin kalıyor.
Oysa bir insanın başkaları tarafından sevilmesi, senin onun yanında incinmediğin anlamına gelmez.
Dışarıdaki özen neden evin kapısında kalıyor?
Bunun her ilişkide tek bir açıklaması yok. Ama ilişkilerin kurulduğu koşullara bakmak, bazı şeyleri anlamamıza yardım edebilir.
İş yerinde birine ters davrandığında karşılık görebilir. Arkadaşını sürekli küçümserse arkadaşı uzaklaşabilir. Komşusuna bağırırsa hakkında konuşulabilir.
Dışarıdaki ilişkilerde, davranışlarının bir karşılığı olduğunu daha çok hesaba katıyor olabilir.
Evde ise eşinin alttan alacağını, çocuklarının bir süre sonra yeniden yanına geleceğini, hayatın ertesi gün aynı şekilde devam edeceğini varsayabilir.
Bu fark her zaman bilinçli bir hesapla oluşmaz. Bazen aile içinde kendisine tanıdığı ayrıcalıkları sorgulamamıştır bile.
“Ben yoruldum.”
“Benim kafam dolu.”
“Evde de rahat edemeyecek miyim?”
Elbette insan evinde rahat etmek ister. Yorgun gelebilir, sessiz kalmaya ihtiyaç duyabilir, o gün konuşacak hâli olmayabilir. Bunları söylemek başka; evdekilere kırıcı davranmayı doğal hakkı saymak başka.
Çünkü aynı evde senin de yorgunluğun var. Çocukların da ihtiyaçları var. Bir kişinin rahatlığı için herkesin sürekli kendini ayarlaması gerektiğinde, evin içinde kimin duygularına yer açıldığına bakmak gerekiyor.
“Sen alttan al” denilen evler
Bazen bu düzeni yalnızca iki kişi sürdürmez. Çevreden gelen cümleler de onu destekler.
“İşinde gücünde adam, daha ne istiyorsun?”
“Dışarıda kimseyle bir sorunu yok.”
“Sen huyunu biliyorsun, ona göre davran.”
Bunları duyan kişi, derdini anlatmak için eşinin bütün iyi özelliklerini inkâr etmesi gerekiyormuş gibi hissedebilir.
Ama eşinin çalışkan olduğunu kabul ederken evdeki davranışlarından rahatsız olabilirsin. Çocukları için yaptıklarını görürken onlarla konuşma biçimine itiraz edebilirsin.
Bir insanın iyi yaptığı şeyler, kırdığı yerleri konuşmaya engel değildir.
Üstelik “Sen idare et” tavsiyesi tekrarlandıkça, sorumluluk hep aynı kişiye yüklenir. Biri öfkelenir, diğeri ortamı toparlar. Biri ağır konuşur, diğeri çocukların gönlünü alır. Akşam bittiğinde herkes sakinleşmiştir belki ama söylenen sözün sorumluluğu hâlâ ortada duruyordur.
Özür beklerken kendini savunurken bulmak
“Dün bana söylediğin söz beni kırdı” diyorsun.
Cevap geliyor:
“Sen de beni o hâle getirmeseydin.”
Biraz sonra konu değişiyor. Senin ses tonun, geçen hafta yaptığın bir şey, yıllar önceki bir tartışma açılıyor.
Başlangıçta seni inciten tek bir sözü konuşmak istemiştin. Şimdi kötü niyetli olmadığını anlatmaya çalışıyorsun.
Konuşmanın sonunda belki yine sen özür diliyorsun. Asıl meseleye ise dönülmüyor.
Böyle konuşmalar tekrarlandığında insan anlatmaktan vazgeçebilir. Söyleyeceği olmadığı için değil; söylediğinde yine kendisinin sorgulanacağını düşündüğü için.
Buradan bir kişilik tanısı çıkaramayız. Fakat yaşanan davranışa bakabiliriz: Kırıcı bir sözün ardından sorumluluk alınıyor mu? Senin yaşadığını dinlemek için yer açılıyor mu? Yoksa her seferinde konu senin kusurlarına mı dönüyor?
Onu ikna etmeye çalışırken kendi sınırını unutma
Yıllardır kendini anlatıyorsan, bir sonraki konuşmaya daha uzun bir açıklamayla hazırlanıyor olabilirsin.
“Bu kez doğru anlatırsam anlar.”
Bazen de artık neyi kabul etmeyeceğini netleştirmen gerekir.
Konuşmak senin için güvenliyse, sakin bir anda şöyle başlayabilirsin:
“Bir sorun varsa konuşmak istiyorum. Ama bana bağırıldığında konuşmayı sürdüremiyorum. Böyle olduğunda ara vereceğim. Sakinleştiğimizde devam edebiliriz.”
Bu cümlenin ardından onun seni hemen haklı bulması gerekmiyor. Sen de sınırını savunmak için saatlerce tartışmak zorunda değilsin.
Sonrasında bakacağın şey, davranışların zaman içinde nasıl değiştiği.
Sözünü daha çok dinliyor mu? Kırdığında bunu kabul edebiliyor mu? Çocuklara yaklaşımına dikkat ediyor mu? Aynı mesele yeniden olduğunda sorumluluk alıyor mu?
Bir akşam söylenen güzel sözler umut verebilir. O umudun karşılığını gündelik hayatta da görmek gerekir.
Sınır koyduğunda tehdit, korkutma, çıkışını engelleme veya şiddet yaşanıyorsa, bu konuşmayı tek başına sürdürmeye çalışma. O durumda kendin ve çocukların için güvenli destek almak önceliklidir.
Evde yaşadıkların da gerçektir
Belki çevrendekiler senin gördüğün hâlini hiç görmeyecek. Anlattığında şaşıracak, hatta inanmakta zorlanacaklar.
Bu, insanı yalnız hissettirebilir.
Ama yaşadığını ciddiye almak için önce herkesi ikna etmen gerekmiyor.
Bugün yalnızca bir şeyi netleştir: Seni en çok zorlayan hangi davranış ve tekrarlandığında, güvenli koşullarda ne yapabilirsin?
Her meseleyi bir günde çözmen gerekmiyor. Fakat kendi rahatsızlığını sürekli ertelediğin yerde biraz durabilirsin.
Başkaları onu anlayışlı bulabilir. Sen yine de evinde saygı görmek isteyebilirsin. Bunu istemek için onun herkese kötü davranmasını beklemek zorunda değilsin.
Suçlandığında, küçümsendiğinde veya üzerine gelindiğinde söyleyeceklerini toparlamakta zorlanıyorsan, “O Anda Neden Susuyorum?” atölyesinde bu anları kendi hayatımızdan örneklerle çalışacağız.
