Konuşma bitmiş. Eve dönüyorsun. Belki arabadayken, belki ayakkabılarını çıkarırken söylemen gereken cümle birden aklına geliyor.

“Benimle böyle konuşamazsın.”

Aslında ne kadar da basit. Uzun bir açıklama değil. Kimseye hakaret etmiyorsun. Sadece rahatsız olduğunu söylüyorsun.

Ama o anda söyleyemedin.

Karşındaki konuşurken yüzüne baktın. Belki biraz gülümsedin. Belki konuyu değiştirdin. Hatta hiç istemediğin hâlde “Haklısın” bile dedin.

Şimdi hem onun söylediğine kırılıyorsun hem de kendi sustuğuna kızıyorsun.

“Neden yine bir şey diyemedim?”

Böylece karşındakiyle biten konuşma, kendi içinde devam ediyor. Onun cümlesini yeniden duyuyor, cevabını değiştiriyor, aynı sahneyi başka türlü bitirmeye çalışıyorsun. Yatağa girdiğinde bile hâlâ kendini anlatıyorsun.

Herkesin yanında susmuyorsun aslında

Yakın bir arkadaşınla konuşurken gayet açıksın. Neye kızdığını anlatabiliyor, katılmadığın yerde itiraz edebiliyorsun. Hatta bazen başkalarına “Sen de söyleseydin” diye akıl veriyorsun.

Sonra annenin, eşinin ya da yöneticinin karşısında aynı cümleyi kuramıyorsun.

Bu farkın üzerinde durmak gerekiyor. Çünkü kendine yalnızca “Ben özgüvensizim” dediğinde, nerede ve kimin yanında zorlandığını gözden kaçırabiliyorsun.

Belki yöneticine itiraz ederken işinin zarar görmesinden çekiniyorsun. Annene bir şey söylerken günlerce sürecek kırgınlığı düşünüyorsun. Eşinle konuşurken konunun yine senin hatalarına döneceğini tahmin ediyorsun.

Söyleyeceğin cümle daha ağzından çıkmadan, sonrasında yaşanabileceklerle uğraşmaya başlıyorsun.

“Şimdi bunu söylersem ne olacak?”

Bazen insanın dilini tutan şey, bu soruya verdiği cevaptır.

“Terbiyeli çocuk” büyüyünce de itiraz edemeyebiliyor

Bazı evlerde çocukların fikri sorulur. Bazılarında ise yetişkin konuşurken çocuğun susması beklenir.

“Büyüğe cevap verilmez.”

“Uzatma.”

“Sen alttan al.”

Bu sözlerin söylendiği her ev aynı değildir elbette. Ama itirazının sürekli saygısızlık sayıldığı bir ortamda büyüyen insan, yıllar sonra kendi rahatsızlığını dile getirirken de duraksayabilir.

Çünkü çocukken öğrendiği kuralın nerede biteceğini kimse anlatmamıştır.

Büyüğe saygı duyarken ona katılmayabileceğini, birini severken isteğini reddedebileceğini, karşısındakini kırmak istemeden de sınır koyabileceğini deneme fırsatı bulamamıştır.

Üstelik çevresi de çoğu zaman eski rolünü sürdürmesini bekler. Hep anlayışlı olan sensen, ilk itirazında “Sana ne oldu böyle?” denebilir. Her işi üstlenen sensen, bir kez yapamayacağını söylediğinde açıklama istenebilir.

Bu yüzden konuşmak bazen yalnızca bir cümle kurmak kadar kolay gelmez. İnsan, o cümleyi söyledikten sonra başkalarının gözünde kim olacağını da düşünür.

Bazen de gerçekten kelimeler gelmez

Her susuşun öncesinde uzun uzun düşünmeyiz. Biri beklenmedik bir söz söyler, sesini yükseltir ya da herkesin içinde küçümser. Söyleneni duyarsın ama cevabını toparlayamazsın.

Sonradan bunu anlatırken “Aklım bomboş oldu” dersin.

Böyle bir anda yaşananı hemen kişiliğinle açıklamak ağır gelebilir. “Ben zaten hep böyleyim” dediğinde, tek bir konuşmayı kendin hakkında verilmiş bir hükme çevirirsin.

Oysa önce daha küçük bir soruya bakabilirsin:

“Tam olarak nerede zorlandım?”

Sözün kesildiğinde mi? Ses yükseldiğinde mi? Herkes sana baktığında mı? Kendini açıklamaya çalışırken peş peşe sorular geldiğinde mi?

Bunu fark etmek, bir sonraki konuşmada neye ihtiyaç duyduğunu anlamana yardım eder. Belki daha etkili bir cevaptan önce, sözünü tamamlayacak zamana ihtiyacın vardır.

Hazır cevap olmak zorunda değilsin

Çoğumuz sonradan aklımıza gelen cevabı düşünürken kendimizi çok zor bir sınava sokuyoruz. Hem sakin kalacağız hem doğru kelimeyi bulacağız hem de karşımızdaki bir daha aynı şeyi yapamayacak.

Günlük konuşmalarda böyle kusursuz anlar pek yaşanmıyor.

Sesin titreyebilir. Cümlen kısa kalabilir. Biraz durman gerekebilir. Bunlar, söylemek istediğini değersiz yapmaz.

“Bir dakika, sözümü tamamlamak istiyorum.”

Bazen ihtiyaç duyduğun ilk cümle budur.

Bazen de:

“Şu an toparlayamıyorum. Biraz düşünüp bu konuya döneceğim.”

Bu cümleyi söyleyebilmek, hemen cevap yetiştirme baskısını azaltabilir. Elbette karşındaki insanın tutumunu tek başına değiştirmez. Yine sözünü kesebilir, seni acele ettirebilir. O zaman konuşmanın sürdürülüp sürdürülemeyeceğine de bakman gerekir.

Kendini ifade etmek, her koşulda konuşmayı devam ettirmek anlamına gelmez.

Konuşma bitti diye söz hakkın bitmiyor

Belki en çok burada vazgeçiyoruz.

“Artık geçti.”

“Şimdi söylersem tuhaf olur.”

“O anda söyleseydim anlamı vardı.”

Böyle düşününce, söyleyemediğimiz her şeyi içimizde taşımamız gerekiyormuş gibi geliyor.

Oysa ertesi gün bir konuşmaya dönebilirsin.

“Dün söylediğin bir şey aklımda kaldı. O anda cevap veremedim ama bununla ilgili konuşmak istiyorum.”

Sonra seni rahatsız eden kısmı söyleyebilirsin:

“Herkesin içinde benimle o şekilde şakalaşmandan hoşlanmadım. Tekrar yapılmasını istemiyorum.”

Karşındaki bunu önemsemeyebilir. “Şaka yaptık” diyebilir. Senin için neden rahatsız edici olduğunu anlatman gerekebilir. Yine de rahatsızlığını dile getirmek için o günkü şaşkınlığının geçmesini beklemiş olman, seni haksız yapmaz.

Her şeyi ilk anda söylemek zorunda değilsin.

Bu kez kendine ne söyleyeceksin?

O konuşmayı yeniden düşündüğünde yine aynı yere gidebilirsin:

“Ben neden böyleyim?”

Ya da bu kez, bir sonraki sefer kullanabileceğin tek bir cümle seçebilirsin.

En çok kimin yanında sustuğunu düşün. Seni zorlayan tanıdık bir anı seç. Ardından o anda söylemek istediğini bir cümleyle yaz ve bir kez sesli söyle.

Mesela:

“Bunu kabul etmeden önce düşünmek istiyorum.”

Yalnızken kolay gelen bir cümleyi, birinin karşısında söylemek zaman isteyebilir. Küçük denemelerle başlayabilirsin. Söyledikten sonra suçluluk hissetsen bile hemen geri almak yerine, ne istediğini yeniden düşünebilirsin.

“O Anda Neden Susuyorum?” atölyesinde de bu tanıdık anlar üzerinde çalışacağız. Aileden öğrendiğimiz kurallara, ilişkilerdeki güç dengesine ve konuşurken bizi durduran beklentilere bakacağız. Ardından zaman kazanmayı, sözümüzü toparlamayı ve yarım kalan bir konuşmaya dönmeyi kendi örneklerimizle deneyeceğiz.

Bir dahaki sefere aklına yine cevap gelmeyebilir. Ama belki bu kez kendine kızmadan önce şunu söyleyebilirsin:

“Şimdi söyleyemedim. Ne demek istediğimi toparlayıp geri dönebilirim.”

“O Anda Neden Susuyorum?” 11 Kasım Zoom canlı atölyesini incelemek için tıkla.

Sonradan Aklıma Geliyor: Donup Kaldığın Anda Kullanacağın 30 Özel Cümle e-kitap için buraya tıkla

 

Hemen Ara